Değerlendirme Oturumu

Prof. Dr. Azmi Özcan’ın oturum başkanlığında icra edilen değerlendirme oturumuna ise sırasıyla Prof. Dr. Mehmet Demirci, Prof. Dr. Mustafa Tahralı, Prof. Dr. Hülya Küçük ve Prof. Dr. Bilal Kemikli katıldı. Prof. Dr. Azmi Özcan, birbirinden kıymetli akademisyenlerin kültür, düşünce ve sanat tarihimiz için son derece önemli bir konuda yıllara serpiştirdikleri müktesebatı paylaştıklarını dile getirdi.

Prof. Dr. Mehmet Demirci sempozyumun başarılı geçtiği değerlendirmesinde bulunduktan sonra, özellikle son oturumun birbirinden değerli tebliğler içerdiğini söyledi. Demirci, Kadir Güler’in “Argun” teklifi hakkında kanaatlerini ifade ederken dil konusunda kesin sonuçlara varılsa dahi halkın genel kabulünü zorlamaya ihtiyaç duyulmamasının doğru olacağını söyledikten sonra kendisinin “Argun” kelimesi yerine estetik açıdan “Ergun” kullanımını tercih ettiğini de ayrıca vurguladı. 

Prof. Dr. Mustafa Tahralı ise değerlendirmeleri esnasında üç husus üzerinde durdu. Bu bağlamda Anadolu’nun en göze çarpan toplulukları olan tasavvufi toplulukların arasında Mevleviliğin ilk kurulduğu günden bugüne hususi bir yeri bulunmaktadır. Bir diğer husus da burada yetişen şahısların şair olarak edebiyatımızda tuttukları kıymetli yerdir. Ayrıca musiki ve Kütahya olgusu ile musiki ve mevlevilik Kütahya’yı da çok özel bir konuma getirmiştir. Bu bağlamda Dumlupınar Üniversitesi sağlam bir musiki müessesi kurarak bu münbit toprağı değerlendirebilir. Son konu tebliğler sırasında Erguniye Tekkesi’nde Ergun Çelebi’nin Dönenler Tekkesi’nde Ashab-ı Kehf’in isimlerinin yazılı olduğu meselesidir. Bunun sebebine dair Ashab-ı Kehfle aramızda sembolik bir benzerlik kurulabilir. Nitekim onlar Ashab-ı Kehf gibi yıllar sonra 2014’te uyandıklarında kıravatları, dijital sistem aletleri ve yazıları itibariyle farklı bir dünya ile karşılaşacaktır.

Prof. Dr. Hülya Küçük, ise sempozyumun Türkiye’deki diğer sempozyumlara göre son derece sistematik, dakik ve düzenli olduğunu ifade ederek sözlerine başladı. Küçük, programda  “İlim için ilim” tadında tebliğlerin yanı sıra “halk için” ya da pragmatik gayelerle düzenlenmiş ve sosyal ve kültürel hayatta çok daha faydalı olacak tebliğlerin de sunulduğunu söyledi. Her iki türe dair tebliğ örnekleri veren Prof. Dr. Küçük, buna karşın Ergun Çelebi ve ailesinin günümüze tesirleri ve olması gereken tesirlerinin hiç tartışılmadığına ayrıca işaret etti. Prof. Dr. Küçük, Hâce Fadime Ana’nın Kütahya toplumundaki tesirinin de araştırılabileceğini ve kısmî anlamda aşanlar olsa da Mevleviliği Mevlânâ’dan sonra Gölpınarlı kadar bütüncül anlamda erişenin çıkmadığını değerlendirmesinde bulundu. Zor meselelerden araştırmacıların uzak durduğunu, kimsenin zahmete girmediğini belirten Prof. Dr. Küçük, Ergun Çelebi sempozyumunun ilk defa düzenlenmesinin, çalışmalarda kaçırılan ve eksik bırakılan yönlerin bir göstergesi olduğunu ancak bu sempozyum gibi bundan sonra da çalışılmamış konular üzerine yoğunlaşılmasının zaruret arz ettiğine dair beklenti ve temennilerini dile getirdi.

Prof. Dr. Bilal Kemikli ise teşekkürlerinin ardından sempozyumu düzenlemelerine dair ilmi ve idari olmak üzere iki tür kaygı taşıdıklarının belirtti. Buna göre öncelikli amaç ilmi bir perspektifle şehrin değerlerini ortaya koymak ve yeni alanlarda akademik çalışmalar yapmak, dolayısıyla yerel değerleri ilmi metotlarla yeniden ele alıp evrensel çerçevede sunma gayeleridir. İdari açıdan ilk amaç öğretim üyelerinin birlikte ortak projeler yaparak aralarında ortak bir ilim dili kurma; ikinci amaç ise öğrencilerin yetişmesine katkı sağlamaktır Prof. Dr. Bilal Kemikli Ahteri konuşmasında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Dönenlerle ilgili restorasyon faaliyetlerinden bahsederken burasının Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde kurulan İslâm Medeniyetini Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (DİMAM) bir ofisi olarak kullanabileceği gibi Kütahya İlahiyat Fakültesi Mezunları ve Mensupları Derneği’nin (KİMDER) bir merkezi de olabileceğini ifade etti. Ergun Çelebi’nin kazandırdığı Mevlânâ geleneğinin yenideni ihya edilmesini, orada mesnevi okunmasını da temenni eden Prof. Dr. Bilal Kemikli, Prof. Dr. Azmi Özcan’ın yetim çocuklara yardım amacıyla kurulmasını önerdiği Fadima Ana Derneği’nin kurulmasına dair onayı ile değerlendirmelerini sona erdirdi.

Oturum başkanı Prof. Dr. Azmi Özcan konuşmasında mezhepler tarihini ve tasavvuf tarihini bilmenin önemini vurguladı. Prof. Dr. Özcan, bu alanı arkeoloji malzemesi olmaktan çıkarıp yaşanan sürecin çok önemli bir bileşeni olduğunu herkese kabul ettirmek gerektiğine ve tarihte tahsis ettiğimiz medeniyetlerin ilim, irade ve irfan ayaklarının bulunduğuna dikkat çekti. Son dönemlerde irfan ayağının teşkil etmediğini de söyleyen Prof. Dr. Özcan, Türklerin İslâm’a ikmal devrinde intisap etmemekle beraber kendilerinden önceki Arap tecrübesini iyice tahlil ettiklerini, bu süreçte asabiyet, mezhep kavgası gibi hastalıkları tevarüs etmemeye özen gösterdiklerini dile getirdi. Prof. Dr. Özcan bu bağlamda nitelikli akademisyenlere ihtiyaç duyulduğunu Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin bunun için ciddi bir başlangıç yaptığını ifade ederek değerlendirmesini tamamladı.

   

 

Son Güncelleme Tarihi: 11 Kasım 2014, Salı